• BIST 1.420
  • Altın 478,796
  • Dolar 8,3261
  • Euro 9,9948
  • Bursa 15 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 12 °C

Öyle Bir Aşk!

Suna TEPE

Merhaba,

Geçen gün kendime kitap almak için kitapçıya gittiğimde hiç tanımadığım bir satış görevlisi bir kitap önerdi, “Bâb-ı Esrar”, (Ahmet Ümit’ in bir bağlantı ile Mevlana-Şems ilişkisini ve Şems’in ölümünü de anlatan kitabı). “-İstemem” dedim. O tarzı okumayı sevmediğimden olsa gerek, zira yıllar önce çıkıp yetmişin üstünde baskı yapan bir kitabı okumamakta ısrarın başka açıklaması olamaz. Ancak, bugünlerde dolaylı yollar beni hep Mevlana ve Şems’e götürüyor. Teyzemle gittiğim bir kursun ilk yazı örneği Mevlana’dan, ikincisi Şems’ten idi...Çok uzun yıllar önceydi, yirmili yaşlarda bana özür dilemeyi öğreten arkadaşım başka bir iyilik daha yapıp beni Şems’le tanıştırmıştı. “Ne kadar ayıp, Mevlana’yı sevip Şems hakkında okumamış olmak” şeklinde bir ironi ile. Onunla ilgili bir kitabı da hazırlandığımız o zorlu sınavlar arasında okutmuştu, sevgili arkadaşım, kadim dostum Ömer Özbek... (Şimdi de kendi kitaplarını yazıyor. Herkesten önce okuyorum, henüz basılmadan.) Sağolsun.

“Mevlana ve Şems’i anlamak için illâ delice âşık olmak gerek” derdi lisedeki edebiyat öğretmenimiz Işıl Ergin, doğrudur. Az önce Mevlana’nın Şems’e yazdığı bir mektubu Işıl Özgentürk’ün Cumhuriyete yazdığı bir yazıdan okudum. Hiç bir âşık mâşukuna öyle şeyler yazamaz, o duygular öyle yüce ki, yanından bile geçemeyiz gerçekten...Üstünde çok çeşitli türden fikirler yürütülse de benim için önemli olanı, bu “aşk” her nasılsa, çok güzel ve geliştirici bir olaymış ki, her ikisi de birbiriyle “Çok farklı ve çok aynı birer insan” olmuş ve çağlarca kalacak eşsiz eserler bırakmışlar. Dünya için ikisi de tartışmasız çok büyük değerdir.

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistanda olan Belh şehrinde doğmuştur. Babası, "Bilginlerin Sultanı" unvanını almış olan Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emirinin kızı Mümine Hatun'dur. Bahaeddin Veled, 1222 yılında Karaman'a gelip yedi yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerafettin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile, o ölünce de tekrar evlendi ve dört erkek bir kız çocuğu oldu. Sultânü'l-Ulemâ 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhındaki bugünkü yerine defnolundu. Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müritleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde oldukça kalabalık vaazlar veriyordu. Mevlâna 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı.  Bu karşılaşma çok şiddetlidir, bir çok kaynakta anlatılıyor. Her ikisi de birbirlerine sordukları sorular ve cevapları karşısında ilahi bir coşku ile uzun süre baygın kalmışlar.  Mevlâna Şems’te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü-öldürüldü-Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 de Hakk' ın rahmetine kavuştu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe “düğün günü” veya “gelin gecesi” manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ağlanmasın diyerek vasiyet ediyordu. Halen her ölüm gününde aynı adla anma törenleri yapılmaktadır ve dünyanın her yerinden konuklar kabul edilmektedir. Semâzenlerin gösterileri de dünyaca ünlenmiştir.

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti: “Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.”

                                                                                          ***

Şems-i Tebrizi İran'ın Tebriz şehrinde M.S. 1185 yılında doğdu. Tam adı “Şemseddin” yani dinin güneşidir. Mürşit peşinde gezginliğinden dolayı kendisine 'Şemseddin Perende' (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz'de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona 'Kâmil-i Tebrizî' adını vermişlerdir. Sürekli arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yaρmaya muvaffak olmuştur. İkisi de HULUL görüşüne sahiptir. ( Hulul; tanɾının insan veya biɾ canlı iςine giɾmesi veya onda vücut bulmasıdıɾ.)

Şems, hicɾi 645, miladi 1247 taɾihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenleɾ taɾafından mı öldüɾüldü, yoksa geldiği gibi kimseye habeɾ veɾmeden Konya'yı teɾk mi ettiği bilinmemektediɾ. Konya'da Şems makamı olaɾak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîleɾce tüɾbesinden önce ziyaɾet edilen bu mescit-tüɾbede mevcut sanduka, boş biɾ sanduka mı, yoksa Mehmet Öndeɾ Bey'in biɾ hatıɾasında anlatıldığı gibi, Şems geɾçekten buɾada mı gömülüdüɾ, bu da bilinmez. Bir rivayete göre dedesinin mensup olduğu Haşhaşi tarikatı tarafından öldürülmüştür. Şems Mevlânâ'ya biɾ mendil göndeɾiɾ ölmeden önce mendilde şu yazmaktadıɾ: “Ölümümün gözleɾinin önünde olmasını isteɾdim göɾ bakalım aşk iςin ölmek ne demekmiş”. Mevlânâ bayılmıştıɾ.

Işıl Özgentürk de;

“Şems’i tanıyana kadar Konya’da mütevazı bir din bilgini olan, öğrencileriyle, ailesiyle vakit geçiren Mevlana’nın günlerden bir gün Konya’nın İpekçiler Çarşısı’na gelen tüccar Şems’i görünce dünyası değişmiş. İki erkek sürekli eve kapanıp sohbet etmeye başlamışlar. Mevlana’nın önce kılık kıyafeti değişmiş, abartılı bir giyim tarzını benimsemiş, ardından ailesini, öğrencilerini ona bağlı müritlerini ihmal etmeye başlamış, öyle ki, müritlerin çoğu Şems’e düşman olmuşlar. Bunun üstüne Şems bir gün gözden kaybolmuş, müritler önce çok sevinmişler ama Mevlana öyle bir yemeden içmeden kesilmiş, öyle bir elden ayaktan düşmüş ki, sonunda müritler Şems’i bulup yeniden Konya’ya getirmeye karar vermişler. Getirmişler ve bu kez Mevlana, Şems yeniden gitmesin diye 68’lik Şems’le 18’lik üvey kızı Kimya’yı evlendirmiş. Kimya sararıp solmuş ve ölmüş. Şems de temelli Konya’dan ayrılmış rivayete göre, öldürülüp bir kuyuya atılmış. 18 yaşında bir kız, 68’lik Şems ve yanıp tutuşan bir Mevlana. ... Şimdi bu aşkı Mevlana’nın Şems’e yazdığı bir mektubu okuyarak daha derinden kavrayalım: “Ah ah! Gönlüm çilem, aşkım, kederim, acım, gönlüm! Sustukça hoş geçimlim, dile geldikçe parlayan alevim. Kopup saçılan gerdanlığında soylu nedimelerini savrulan incileri yere inen hüzünlerim. Aramadan bulduğum yola koyulmuş göçüm. Bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. Dışında olamadığım, içinden çıkamadığım. Gecelerin hâkimi, gözyaşlarımın pınarı efendim. Tozunu yıkamaya erişemediğim, pasını silemediğim. Karanlığım, güneşim. Gönlüm, aziz dostum! Nerelerdesin, ya dön artık yurduna ya da iki satır yaz bize… Kim gücendirdi senin o nazende yüreğini, hangi kem söz, hangi sinsi nazar seni benden kopardı ey Şems. Varım yoğum sensin. Sen de yoksan ben bir hiçim bilmez misin? Kavline mestan olan Mevlana’ya ayrılığı hediye etme. Etme Şems. ... Damarlarımda akan kan, sendin. Göğüs boşluğumdaki kalp senin kalbindi. ... Aşka teşekkür borçluyum. Ben o hummanın içinde erimek istiyorum. O alevin içinde yanmak, kül olmak biricik muradım. Kül olmak, ışık olmak, efsane olmak. Ben senim, sen de bensin. Aynı kokuları, aynı heyecanları, aynı acıları yaşıyoruz. ... İlla sen. Ancak sen. Ah bir gelsen. ... Gururum halvethane olmuş desem, hece yok desem. Yollarında üryan olan gözlerimde çiseler umut umut dökülüyor desem. Yine de gelmez misin Şems’im!” –MEVLANA. Nasıl ama, aşk dediğin böyle olur. Sizin yaşadığınız da aşk mı? “ diye yazmış bir zamanlar Cumhuriyette...

                                                                           ***

Şems de Mevlana da hala okunan ve yaşama dair dersler edinilen kitaplar yazmıştır. Mevlana’nın en önemli eseri “MESNEVΔ olarak tanıdığımız manzum eserdir. Şems’ ten ise adında aşk geçen farklı baskıda bir kaç kitap dilimizde bulunabilir. En önemli eseri MAKÂLAT’ tır.

Makalat kitabı, Şems-i Tebrizi'nin bazı meclislerindeki sohbetleri sırasında, Mevlana ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlenmesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda bize Mevlana'nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesini kapsayan bilgiler verir.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir"MEVLANA

“Kalbinde iyilik biriktirenlerin yolu daima açıktır.”- ŞEMS

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Bursa Bakış | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0224. 408 35 78- Haber İhbar Hattı: 0544.201 80 43 Faks : 0224.408 35 78