• BIST 1.365
  • Altın 464,869
  • Dolar 8,1074
  • Euro 9,7566
  • Bursa 10 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 9 °C

Bulgaristan izlenimlerim -1-

Kemal Cankaya

 

Balkanlar diğer adı ile Rumeli olarak tabir ettiğimiz coğrafyaya Osmanlı İmparatorluğu’ndan önce 11. ve 12. yüzyılda Oğuz Türk boylarından Peçenek, Kuman(Kıpçak)ve Uz Türklerinin göç ettiği tarihte rivayet olunur.

Ve bu tarihi süreçle başlayan göçlerin, Osmanlı akınları ile devam ettiğini görürüz.

Keza Anadolu’dan Balkanlara göç eyleyen birçok beyliklerin izlerini de görebiliyoruz.

Özellikle Karamanoğlu beyliğinin Balkanlardaki izi çok büyük. Anayurda göç eden soydaşlarımızın soy kökenleri Karamanoğlu Beyliği.

Ta ki, 19. yüzyılda Fransız devrimi ile başlayan toplumsal ayaklanmalar, devrimlerle birlikte, Balkanlarda sistematik olarak ayaklanmalarla devam etti.

Bu süreçten sonra, Balkan coğrafyasında 500 yıllık hükmünü sürdüren Osmanlı, aldığı yenilgiler sonucunda bu topraklarda güç kaybetme sürecine girdi.

Balkan savaşları sonucunda aldığı yenilgiler ile Rumeli topraklarının büyük bir bölümünü terk etmek zorunda kaldı.

Kısa bir Balkan tarihi girizgahı yaptıktan sonra gelelim, Bulgaristan gezimize...

Bulgaristan’da yaşayan Türkler, Osmanlı’nın Balkan topraklarını terk etmesinin ardından, kendi kaderleri ile baş başa kalmış bir şekilde var olma mücadelesi verdi.

Asimilasyona uğrarken, kimliklerini, dillerini, dinlerini, kültürlerini korumak için çok çileli dönemler geçirdi, göçlere zorlandı, göç yollarında aileler dağıldı, kayıplar verildi, büyük acılar yaşandı. Bunları anlatılan gerçek hayat hikâyelerinden öğreniyoruz.

Biliyorsunuz, yakın tarihimizde Bulgaristan’da yaşayan Müslüman Türklere karşı sözde komünist rejim olan özde Hitler faşizminden farklı olmayan Todor Jivkov diktatörlüğü tarafından, 1984 yılında başlatılan asimilasyon hareketinin zulmünde hayatlarını kaybeden soydaşlarımızı anma törenleri yapılıyor.

Bursa’ya göç etmiş soydaşlarımızla birlikte, geçen cuma akşamı, Bulgaristan’da 24 Aralık 1984 yılında yaşanan mezalimin yıldönümü için yola çıktık.

Türkiye’nin farklı illerine göç etmiş soydaşlarımız, yaşanan asimilasyona direnişte şehit düşenleri anmak otobüslerle Kırcaali bölgesine geldiler.

Bulgaristan bir zamanlar sosyalist bir sistemle yönetilen bir ülke olduğu için imrenirdik, hatta hep Sofya Bilimler Akademisi’nde okumayı hayal ederdim.

Zaman zaman orada yaşayan soydaşlarımız ile yaptığım sohbetlerde, sosyalizmin pratik uygulamalarının nasıl olduğunu sorardım.

Teorik olarak okuduğumuz sosyalist düşünceler ile pratik olarak Bulgaristan’da yaşananlar hiçbir şekilde birbirine denk düşmüyor.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi mikro milliyetçilik Bulgaristan’da da kendini bariz şekilde gösteriyor.

Sosyalist sistemin kayda değer olan en önemli uygulaması eğitimli nitelikli insan unsurunu oluşturmasıdır.

Buralarda eğitim gören soydaşlarımızın neredeyse tamamı kalifiye vasıflar taşıyorlar.

1984 yılında başlayan asimilasyon sürecinde, Türk Müslüman soydaşlarımızdan isimlerinden, dillerinden, inançlarından vazgeçmeleri istendi, Türk olan isimlerini Bulgarca isimler ile değiştirmek istediler, tabi buna büyük çoğunluğu karşı çıkmakla birlikte, korkup baskıya boyun eğen kabul edenler de oldu.

24 Aralık 1984’te ilk direniş hareketi, Kırcaali ili Eğridere ilçesi Sütkesiği Köyünde yapılan büyük bir miting ile başlıyor.

Burada başlayan direnişe karşı, Jivkov faşizminin militarist güçleri çok sert müdahalelerde bulunuyor.

Soydaşlarımız ilk şehitlerini bu direniş sırasında veriyor.

Asimilasyona karşı çıkanlar, direnenler tutuklanıp, Todor Jivkov tarafından 1980’de açılan Belen ölüm kampına gönderiliyor.

Belen kampında binlerce soydaşımız işkencelerden geçirildi, yapılan işkenceler sonucunda ölenler, sakat kalanlar oldu.

Nazi Almanya’sında utanç kampları nasıl tarihe geçti ise Belen ölüm kampı da tarihte bir utanç kampı olarak yerini aldı.

Genellikle asimilasyona karşı en büyük direnişin, Kırcaali ilinin Mestanlı, Cebel, Eğridere kentlerinde olduğu biliniyor.

Anmalarda gördüğüm tablo beni oldukça derinden etkiledi.

Orada yaşayan, göçe zorlanarak Türkiye’ye gelen soydaşlarımızın, ata topraklarında yaşadıkları zulmün izlerini hala içlerinde taşıdıkları, acı ve hüzün dolu bakışlarına yansıyordu.

  

Bulgaristan izlenimlerim –I-

Balkanlar diğer adı ile Rumeli olarak tabir ettiğimiz coğrafyaya Osmanlı İmparatorluğu’ndan önce 11. ve 12. yüzyılda Oğuz Türk boylarından Peçenek, Kuman(Kıpçak)ve Uz Türklerinin göç ettiği tarihte rivayet olunur.

Ve bu tarihi süreçle başlayan göçlerin, Osmanlı akınları ile devam ettiğini görürüz.

Keza Anadolu’dan Balkanlara göç eyleyen birçok beyliklerin izlerini de görebiliyoruz.

Özellikle Karamanoğlu beyliğinin Balkanlardaki izi çok büyük. Anayurda göç eden soydaşlarımızın soy kökenleri Karamanoğlu Beyliği.

Ta ki, 19. yüzyılda Fransız devrimi ile başlayan toplumsal ayaklanmalar, devrimlerle birlikte, Balkanlarda sistematik olarak ayaklanmalarla devam etti.

Bu süreçten sonra, Balkan coğrafyasında 500 yıllık hükmünü sürdüren Osmanlı, aldığı yenilgiler sonucunda bu topraklarda güç kaybetme sürecine girdi.

Balkan savaşları sonucunda aldığı yenilgiler ile Rumeli topraklarının büyük bir bölümünü terk etmek zorunda kaldı.

Kısa bir Balkan tarihi girizgahı yaptıktan sonra gelelim, Bulgaristan gezimize...

Bulgaristan’da yaşayan Türkler, Osmanlı’nın Balkan topraklarını terk etmesinin ardından, kendi kaderleri ile baş başa kalmış bir şekilde var olma mücadelesi verdi.

Asimilasyona uğrarken, kimliklerini, dillerini, dinlerini, kültürlerini korumak için çok çileli dönemler geçirdi, göçlere zorlandı, göç yollarında aileler dağıldı, kayıplar verildi, büyük acılar yaşandı. Bunları anlatılan gerçek hayat hikâyelerinden öğreniyoruz.

Biliyorsunuz, yakın tarihimizde Bulgaristan’da yaşayan Müslüman Türklere karşı sözde komünist rejim olan özde Hitler faşizminden farklı olmayan Todor Jivkov diktatörlüğü tarafından, 1984 yılında başlatılan asimilasyon hareketinin zulmünde hayatlarını kaybeden soydaşlarımızı anma törenleri yapılıyor.

Bursa’ya göç etmiş soydaşlarımızla birlikte, geçen cuma akşamı, Bulgaristan’da 24 Aralık 1984 yılında yaşanan mezalimin yıldönümü için yola çıktık.

Türkiye’nin farklı illerine göç etmiş soydaşlarımız, yaşanan asimilasyona direnişte şehit düşenleri anmak otobüslerle Kırcaali bölgesine geldiler.

Bulgaristan bir zamanlar sosyalist bir sistemle yönetilen bir ülke olduğu için imrenirdik, hatta hep Sofya Bilimler Akademisi’nde okumayı hayal ederdim.

Zaman zaman orada yaşayan soydaşlarımız ile yaptığım sohbetlerde, sosyalizmin pratik uygulamalarının nasıl olduğunu sorardım.

Teorik olarak okuduğumuz sosyalist düşünceler ile pratik olarak Bulgaristan’da yaşananlar hiçbir şekilde birbirine denk düşmüyor.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi mikro milliyetçilik Bulgaristan’da da kendini bariz şekilde gösteriyor.

Sosyalist sistemin kayda değer olan en önemli uygulaması eğitimli nitelikli insan unsurunu oluşturmasıdır.

Buralarda eğitim gören soydaşlarımızın neredeyse tamamı kalifiye vasıflar taşıyorlar.

1984 yılında başlayan asimilasyon sürecinde, Türk Müslüman soydaşlarımızdan isimlerinden, dillerinden, inançlarından vazgeçmeleri istendi, Türk olan isimlerini Bulgarca isimler ile değiştirmek istediler, tabi buna büyük çoğunluğu karşı çıkmakla birlikte, korkup baskıya boyun eğen kabul edenler de oldu.

24 Aralık 1984’te ilk direniş hareketi, Kırcaali ili Eğridere ilçesi Sütkesiği Köyünde yapılan büyük bir miting ile başlıyor.

Burada başlayan direnişe karşı, Jivkov faşizminin militarist güçleri çok sert müdahalelerde bulunuyor.

Soydaşlarımız ilk şehitlerini bu direniş sırasında veriyor.

Asimilasyona karşı çıkanlar, direnenler tutuklanıp, Todor Jivkov tarafından 1980’de açılan Belen ölüm kampına gönderiliyor.

Belen kampında binlerce soydaşımız işkencelerden geçirildi, yapılan işkenceler sonucunda ölenler, sakat kalanlar oldu.

Nazi Almanya’sında utanç kampları nasıl tarihe geçti ise Belen ölüm kampı da tarihte bir utanç kampı olarak yerini aldı.

Genellikle asimilasyona karşı en büyük direnişin, Kırcaali ilinin Mestanlı, Cebel, Eğridere kentlerinde olduğu biliniyor.

Anmalarda gördüğüm tablo beni oldukça derinden etkiledi.

Orada yaşayan, göçe zorlanarak Türkiye’ye gelen soydaşlarımızın, ata topraklarında yaşadıkları zulmün izlerini hala içlerinde taşıdıkları, acı ve hüzün dolu bakışlarına yansıyordu.

 

 

   

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Bursa Bakış | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0224. 408 35 78- Haber İhbar Hattı: 0544.201 80 43 Faks : 0224.408 35 78