• BIST 1.365
  • Altın 464,877
  • Dolar 8,1074
  • Euro 9,7566
  • Bursa 7 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 8 °C

Bizler Gazetecilik Yapmıyoruz!

Kemal Cankaya

Belki yeni kuşak gazetecilerin büyük çoğunluğu, Lütfü Oflaz’ı tanımaz.

Gençlik dönemlerimde çok yakından takip ettiğim bir gazeteci, aydın düşünce adamı.

Oflaz’ Soldan sağa Akbaba, Cumhuriyet, Milliyet, Ortadoğu, Aydınlık, Leman Dergisi gibi çeşitli yayın organlarında yazılar kaleme aldı.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ilk insan hakları savunucusu bir aydın olarak darbecilere karşı eleştirel yazılar yazdı.

Cezaevine girdi, hak mahrumiyetleri yaşadı.

Kısacası sağcısı solcusu tüm kesimler tarafından sevilen bir aydın gazeteci.

Yandaş gazete içinde olmasına rağmen her türlü uyarılara baskılara rağmen yapılan yanlışları eleştirdi.

Doğru bildiklerini yazdı.

Gazetecilik kimliğinden ödün vermedi.

Günümüzde sözüm ona kendine gazeteciyim diyenlerin büyük çoğunluğu gazetecilik yapmıyor.

Yani suya sabuna dokunmayan, iktidar erkini hoş tutan, yerel siyasetten nemalananlar methiyeler düzmeyi gazetecilik sanıyor.

Aslında genelde bakıldığında bizler gazetecilik yapmıyoruz!

Vicdanı olanlar rahatsız olur adaletsizlikler karşısında!

Ben Lütfü Oflaz gibi rahatsız olanlardanım.

Star Gazetesinin yayınlamadığı, Oflaz’ın yazısını köşemde paylaşıyorum.   

Rahatsızım”
Murat Sabuncu'dan Turhan Günay'a, Musa Kart'tan Kadri Gürsel'e kadar gazeteci olarak bilip tanıdığım meslektaşlarımın hapiste olmasından rahatsızım.
Cumhuriyet gazetesinden Sözcü gazetesine kadar medyanın baskı altında olmasından rahatsızım.
Yargı kararı olmadan gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasetçilerin, kısacası her meslekten kişilerin şucu bucu diye suçlanmasından rahatsızım.
İnsanların yazdıkları ya da dillendirdikleri fikirleri nedeniyle hapiste olmasından rahatsızım.
Kimilerinin kendilerini yargı yerine koymasından rahatsızım.
Şucu bucu diye suçlanarak hapse atılanların, çok uzun süre mahkeme önüne çıkartılmamasından rahatsızım.
Barışçıl yürüyüşlerin bile şucuların bucuların yürüyüşü diye suçlanmasından rahatsızım.
Görülmekte olan davalarda at izinin it izine karışmasından rahatsızım.
Arkası olana, dayısı olana, parası olana ayrıcalıklı davranılmasından rahatsızım.
Başta belediyeler olmak üzere, yolsuzluk, rüşvet söylentilerinin ayyuka çıkmasından rahatsızım.
Harun gibi gelenlerin Karun gibi olmasından rahatsızım.
İsrafta, gösterişte sınır tanımayan ABDestli kapitalistlerden, Süslümanlardan rahatsızım.
Bu ve benzeri rahatsızlıklarımı yazılarıma da yansıtıyorum.
Bu nedenle yazdığım gazetenin dahil olduğu yayın grubunun yönetimine rahatsızlık veriyorum.
Ama ben buyum.
Ve de hep buydum.
Hiçbir zaman başkaları acı çekerken “Bana ne” demedim.
Hiçbir dönemde  “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demedim.
Hayatım boyunca acı çekenlerin yanındaydım.
Hayatım boyunca mazlum kim olursa olsun onun yanındaydım; zalim kim olursa olsun onun karşısındaydım.
Bu yüzden acı çektirenlerin tepkisini çektim.
Onlar tarafından hapsedildim.
Onlar tarafından ağır işkencelerden geçirildi zaten yaralı olan bedenim.
Bunlar yetmezmiş gibi, hapisten çıktıktan sonra da çok uzun süreler işsiz bıraktırılmak gibi bedeller de ödedim.
Hep zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olduğum için çok ağır bedeller ödedim.
Ama bir an için bile zalimlerden aman dilemedim.
Aksine onların üstüne üstüne gittim.
Onun içindir ki bu ülkede darbeci zalimlerin tanklarının karşısına ilk dikilen kişi benim.
Onun içindir ki bu ülkede hukuksuz yargılamalara, yargısız infazlara, insanları insanlığından çıkartan zalim uygulamalara karşı ilk insan hakları kampanyasını başlatan benim.
Onun içindir ki yazdığım “Susma, sustukça sıra sana gelecek” gibi cümlelerle, insanları başkalarına yapılan zulümlere karşı suskun kalmamaya çağıran benim.
Onun içindir ki yazdığım “Susma haykır, zulme hayır”, “Zulme karşı direneceğiz; yılgınlık yok, direniş var” gibi cümlelerle, insanları zalimlere karşı direnmeye çağıran benim.
Zalimlerle çarpışa çarpışa bugünlere geldim.
Darbe dönemleri başta olmak üzere her dönemde ben böyleydim.
Zalim kim olursa olsun onun karşısında, mazlum kim olursa olsun onun yanında olan biriydim.
Bu yaşımdan sonra değişecek değilim.
Benim önemsediğim, kulak verdiğim tek ses vicdanımın sesi.
Uzun bir vicdan yürüyüşü benimkisi.
Bu yürüyüşte hiç terk etmedi vicdan beni.
Ben de vicdanımı terk edemem.
Vicdansızca yazıp çizemem.
Birilerinin hatırı için birilerine sövemem.
Evet, Lütfü Oflaz rahatsız!
Yönetim de Lütfü Oflaz'dan rahatsız!
Nitekim benden duydukları rahatsızlık had safhaya varmış olmalı ki, bundan önceki “Terk etmedi vicdan beni” başlıklı yazım yayınlanmadı.
Dahası, bugüne kadar yazdığım muhalif yazıların bana duyulan saygının gereği olarak yayınlandığı, ama böylesine muhalif yazılar yazmaya devam ettiğim sürece yazılarımın yayınlanmayacağı uyarısı da yapıldı.
Öyleyse artık veda zamanı.
Beni okuyup izleyenler, helal edin haklarınızı.”

Not: Benden yana tüm hakkım helal olsun usta

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Bursa Bakış | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0224. 408 35 78- Haber İhbar Hattı: 0544.201 80 43 Faks : 0224.408 35 78